Anadolu

"Güzel ülke, kadim topraklar, her köşesi tarih, her köşesi mücadele, sır, her köşesi kutsanmış ANADOLU…

              ANADOLU, Diyarbakırlı şair Ahmed Arif 'in şiirinde tanımlanmıştı en anlamlı şekilde:

“Beşikler vermişim Nuh'a

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,

Anadolu'yum ben,

Tanıyor musun?” diye devam eden o muhteşem şiirde…

 

Onca yıllık eğitim sürecinde tarih adına öğretilen sadece savaşlar, ganimetler, taraflı milliyetçi bakış açısı, karşı tarafın hep haksız ve kötü oluşu vs. gibi anlamsız bilgilerdi. Her millet kendini övmüştü tarihi yapıtlarında.

 

                Oysa Anadolu'yu tüm gerçekliğiyle anlatsalardı, Kutsal Anadolu'nun her karış toprağında can bulan medeniyetleri, bu medeniyetlerin hikâyelerini tüm gerçeklikleri ile anlatsalardı bu toprağın evlatları öfkeyi, kini, nefreti, ötekileştirmeyi hiç bilmeden kaderi olan bu toprakları sevgiyle kucaklar, yaşayan her canlıyı kendi canı bilir, yedi coğrafi bölgeye ayırıp, Laz, Çerkez, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Şii, Rum, Hristiyan, Süryani, Arap gibi ayrıştırıcı söylemlerle birbirlerini nitelendirmez, bir olur, birlik olurlardı."

 

                Yukarıdaki alıntı, kendimi özgür kılmak adına kaleme aldığım "Lirik Tılsım" kitabımdan. Neden bu alıntıyla başladığıma gelince; kutsal Anadolu'yu biz Türklerin yurt edinişi malumunuz,  Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 26 Ağustos 1071 yılında Malazgirt Savaşında Doğu Roma İmparatoru  Romen Diyojen'i mağlup etmesiyle gerçekleşmiştir.

 

                Bu muharebe sonrasında Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethi ile tüm Anadolu'nun sahibi daha ziyade doğru tanımıyla bu kadim ve kutsal toprakların koruyucusu, muhafızı Türkler olmuşlardır.

 

                Bugün gelinen noktada, canımızla kanımızla kazandığımız ve milli mücadele Savaşında Ulu Önder Atatürk'ün komutanlığında savunduğumuz, geçit vermediğimiz Anadolu'muza Afganistan ve Suriye'den on binlerce mültecinin neredeyse elini kolunu sallayarak giriş yaptığına ve yurdun dört bir yanına yerleştiğine tanıklık etmekteyiz.

 

                Bu söylemime Afgan ve Suriye halkını hor görüp, küçümseme kastımın olmadığını belirtmek isterim lakin bu kontrolsüz göç dalgası beni oldukça fazla endişelendirmektedir.

 

                Yüzyıllarca var olan Anadolu kültürünün yok olması, ucuz iş gücü ile halkımızın var olan işsizlik sorununun artması, gelenlerin sağlık açısından risk taşıyıp taşımadığı, hızla artan doğum oranları, bu sebeple Anadolu kültürü ve etnik yapısının bozulma olasılığı, Afgan göçmenlerin neredeyse hepsinin genç erkekler olmasının manidar oluşu, suç işleme potansiyellerinin yüksek oluşu ve işledikleri suç oranları göz önüne alındığında, büyük bir çoğunluğun bu kontrolsüz mülteci girişinden rahatsızlık duyduğuna eminim.

 

                Üzerinde yaşadığımız bu kadim ve kutsal topraklar Anadolu halkına emanettir ve korunması, bütünlüğünün muhafazası Türkiye Cumhuriyeti halkına aittir.

 

                Bilinçsiz göçmen politikası umuyorum ki son bulur ve mantıklı, kurallı ve öncelikle halkımız sonrasında da ülkelerini terekeden mülteciler için sağlıklı bir çözüm üretilerek mültecilerin ülkemizden kontrollü çıkışı sağlanır.

 

                Büyük komutan ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu önderi  Mustafa Kemal ATATÜRK'ün bir veciz sözü ile yazıtımı sonlandırmak isterim;

 

"Biz keyfi hareket etmeyiz. Müstebit asla değiliz.

 

                Hayatımız, bütün faaliyetimiz, memleket işlerinde keyfi ve müstebitçe hareket edenlere karşı mücadele ile geçmiştir. Bizim akıl, mantık, zekâ ile hareket etmek belli özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran vak'alar, bu gerçeğin delilidirler.

 

                Memleket ve millet işlerinde şahıslarıyla, yaptıklarıyla, fikirleriyle zararlı olmak vaziyetine düşenlere karşı, zaman zaman direndiğimiz olmuştur. Milleti gerçek düzelme yolunda yürümekten mene çalışmak isteyenlere sert ve amansız olmak istidadındayız.

 

                Toplumsal düzenimizi, bilerek veya bilmeyerek, bozucu kimselere müsaade edemeyiz; bunlar doğrudur. Bizden bu hususta sessiz kalma ve tarafsızlık isteyenleri tatmin edemiyorsak, bunun sebebi, memleket ve millet menfaatini her şeyin üstünde gördüğümüzdür.” (1925)