Düşmanın Yoksa Kardeşin De Mi Yok

                        Her anne-babanın en değerli serveti çocuklarıdır. Öğünebilecekleri en büyük başarıları çocuklarıdır. Bu sebepten zamanlarını onların terbiyesi, sağlığı ve başarısı için harcamalıdırlar. Çünkü en büyük iyilik de, kötülük de onlardan gelir. Çevrenize bir bakın. Tanıdıklarınız vardır. Babalarının emek, emek biriktirdiği malı daha sağ iken talan eden evlatlar vardır. Bir de annesini- babasını sırtında gezdiren evlatlar vardır.                              

 

                    Bütün dinlerin amacı ve özü ahlaktır. Fertler arasında ahlakı, yani bugünün medeni kurallarını yerleştirmektir. Sonuç rahat, huzur ve mutluluktur. Bunun da sonucu toplumun eğitim, ilim, teknoloji ve ekonomide gelişmesidir.

 

                     Ahlak nedir? İnsanların birbirlerine ilgi, sevgi ve saygıdır. Yani birbirlerine kötülük yapmak, rahatsızlık, sıkıntı vermek değil,  yardım ve iyilik yapmaktır.

 

                      Bu da vermekle olur. Vermek dilden olur, elden olur, cepten olur. En basiti güleryüz göstermek,  selamlaşmak,  hal hatır sormak, iyi temennilerde bulunmaktır.

 

 İnsanlar arasındaki al-ver ilişkilerinin en yoğun olduğu yer ailedir. Önce eşiniz, çocuklarınız, sonra akrabalarınız, anne-babanız, kardeşleriniz gelir. Sonra akrabalarınız, komşularınız, arkadaşlarınız gelir. Sonra hemşerileriniz, vatandaşlarınız ve en son bütün insanlık gelir.

 

                     O halde kardeşlik,  en önde gelen ilişkilerden biridir. Aynı ananın-babanın genlerinden geliyorsunuz. Aynı ananın karnında bir hücre iken, insan haline geldiniz. Doğduktan sonra aynı memeleri emdiniz. Aynı evi, eşyaları, sofrayı, yatağı, yastığı paylaştınız. Anne-babanın aynı imkânlarını paylaştınız. Aranızda ne kadar güçlü bağlar var değil mi?

 

                        Yalnız orada mı kaldı? Sokakta birbirine saldıran olsa, öteki kardeşler engel olur ve sizi korur. Birisi aleyhinizde konuştuğunda kardeşleriniz sizi savunur. Birbirinizin doğumuna, ölümüne en önce siz koşarsınız.

 

                         Yani iyi ahlakın en etkili uygulama alanı, kardeşliktir. O halde kardeşten düşman olmaz. Peki “ Düşman” sözü nereden çıkmış?  Herhalde o söz Müslüman, hatta insan olamayanların sözü.

 

                           Bu sözün en yaygın olduğu yer, miras kavgalarıdır. Önce şunu söyleyeyim: Bir insanın en önce  onur-gurur duyarak, öğünebileceği konular, kendi başarılarıdır. Bunların başında sağlıklı, hayırlı ve başarılı evlatlar yetiştirmek gelir. Sonra sağlıklı, uzun bir ömür yaşamak gelir. Sonra etiket, makam-mevki gelir. Sonra mal- mülk gelir.  Yani mal-mülk zurnanın son deliğidir. Olsa ne olur, olmasa ne olur? Az olsa ne olur, çok olsa ne olur? Sanki çok malı olanlar daha sağlıklı, huzurlu ve uzun ömürlü mü oluyor?

 

Hele anne-babanın yemeyip, içmeyip, giymeyip, gezmeyip kazandığı ve çocuklarına bıraktığı miras,  zurnanın son deliğidir.  Miras bırakmayan veya az bırakanlar anne-baba değil mi?

 

                            Anne-babanın bıraktığı miras için birbirlerine giren, kötü olan, mahkemeye düşen insanlar anne-babalarının kemiklerini sızlatırlar. Hele mahkemeden miras malı sattıranlar,  anne babalarının kemiklerini sızım-sızım sızlatmış olurlar. Ne biçim evlatlık, ne biçim kardeşlik anlayışıdır. Bunlarda hiç mi ahlak, insanlık, ana-baba, kardeşlik sevgi ve saygısı yoktur?

 

Bu rezaletleri önlemek için tüm anne-babaları tavsiyem şu: Hayattan elinizi- eteğinizi çektikten sonra, çocuklarınızı veya diğer mirasçılarınızı toplayıp, onların rıza ve gönüllerini alıp,  mallarınızı paylaştırınız. Sonra tapuya gidip, intifa hakkı sizde kalmak kaydıyla,  çıplak mülkiyetini onlara devrediniz. Sağ olduğunuz sürece, gene o malların gelirlerini çocuklarınıza adaletli ve hediyeolarak dağıtınız. Zaruret ve ihtiyaç sahiplerine daha fazla destek verebilirsiniz.  Böylece onlarla bağınızı, onların size ilgi, sevgi ve saygısını sürdürürsünüz. Siz ölene kadar çocuklarınız malını bilsin, sahip çıksın. Hatta daha sizin sağlığınızda sahip çıksın, bakımını yapsın, yatırım yapsın. Çünkü bakarsan bağ, bakmazsan dağ olurmuş.

 

                              Neleri görüyorum neleri? Açılan taksim davası taraflarına bu yazıda yazdıklarımı tekrar tekrar söylüyorum. Mektup yazarak tecrübelerimi aktarıyor, yol yordam gösteriyor, akıl veriyor, tavsiye ve telkinlerde bulunuyorum. Sözlerim bir kulaklarından giriyor, bir kulaklarından çıkıyor. Demek ki ben ağzımı boşa yoruyorum. Çünkü onlar koyun-kaval dinler gibi dinliyorlar. Akıl nerede, izan nerede? “Vermemiş Mabut, ne yapsın Sultan Mahmut” diye bir laf vardır. Bir insanda akıl ve izan olmadıktan sonra ne söylersen boştur. Ama ben insanlığımı yapmaya devam ediyorum.

 

                              Germencik’te varlıklı bir ailenin mallarının taksimi için dava açtık.  Çok mirasçı olduğundan mahkeme mallarının satışına karar verdi. İki defa toplantı yaptım. Satış günü sabahı “Anlaşacağız” diye geldiler. Satışı düşürdük. Ancak sonuç yok. Tekrar satışa çıkardık. Ben gene tavsiye ve telkinlere devam ettim.

 

                              Satış günü geldi-çattı. Bir gayrimenkulü mirasçılardan birisi aldı. Ötekileri hep bu işin çakalları yarı fiyatına aldılar. Mesela bir arsayı bir çakal 154.000 TL ‘ye aldı. İki ay içinde 400,00 TL sattı. 6 milyonluk mal böylece yarı fiyatına gitti.

 

                               Şunu diyorum: Eğer içinizden birinin parasıçoksa,diğer mirasçıların mallarını alabilir. Böylece hiç olmazsa ata malları çakallara değil, mirasçılardan birisine gitmiş olur. El kazanacağına o bari kazansın.

 

                              Eğer hiçbir mirasçının imkânıyoksa o zaman mahkemeden ve icradan mal sattırmak aptallıktır. Miras malını çakallara peşkeş çekmektir. Bir de devletin harcı, damgası, tellaliyesi, KDV’si var. Bir de taraf avukatları ve satış memuru ücretini alacak. Böylece elinize malın değerinin yarısı bile geçmez. Bu sebepten, anlaştığınız takdirde aldanmış olsanız bile, yine siz karlısınız. Bunları görmüyor musunuz, siz aptal mısınız, nankör müsünüz, inatçı keçi misiniz?

 

                                  Hani köprüde iki inatçı keçi karşılaşıp “Yol ver” tartışmasına girerler. Dövüşürler, ikisi de birden aşağı düşerler. Siz bu musunuz?

 

                             Akıllı ve ahlaklı kardeşler ana-babalarının hayrını yaptıktan sonra, hemen bir araya gelip, üç aşağı-beş yukarı mirası paylaşmalıdırlar. Çünkü gün geçtikçe bu iş zorlaşır. Bazıları mallardan birisine çöreklenir. Bu sebepten gözden çıkaramaz. Bunlardan her ölen olduğunda 3-5 kişi daha mirasçı olacaktır. 5 kişi anlaşamıyorsa, 15 kişi hiç anlaşamaz. Mallarda ortada kalır, bakılmaz, tahrip olur gider. En sonunda birisi çıkıp dava açar ve miras mallarını mahkemeden sattırır. Böylece herkes zarar görür.