Acaba bu köyün delisi ben miyim?

Gece gece uykum kaçtı…
Dedim ki kendi kendime: “Acaba bu köyün delisi ben miyim?”


Sonra vicdanımı rahatlatmak için düşündüm. Yok yok, ben değilim. Çünkü ben hâlâ iki kere taşınmanın, üç kere beton dökmenin, dört kere masraf yapmanın mantığını arıyorum.

 

Bakın şimdi tablo şahane:
İlçe girişine hastane yapılacak. Güzel.
Ama deprem riski varmış.
7 kat imarlı yere 2 katlı hastane yapılamıyormuş.


Neden?
Çünkü olursa maliyet yüzde 10 artarmış. Aman Allah korusun! Yüzde 10!

 

Peki çözüm ne?
Dahiyane bir plan var:
Eski hastane yıkılacak.
Hastane deprem riski olan bir yere geçici olarak taşınacak.
Oraya altyapı yapılacak, beton dökülecek, masraf edilecek.
Hastane yukarıdan aşağıya indirilecek.
Yeni bina bitince…
Sürpriz!
Bu kez aşağıdan yukarıya tekrar taşınacak.

 

Yani ne oluyor?
Beton dökülüyor → Çöpe
Altyapı yapılıyor → Çöpe
Taşıma masrafı → Çöpe
Zaman → Çöpe
Para → Çöpe

 

Ama önemli olan ne biliyor musunuz?
Yüzde 10 maliyet artmamış oluyor.
Onun yerine yüzde 100 akıl tutulması yaşıyoruz, o da bedava!

 

Sonra dönüp bana soruyorlar:
“Niye konuşuyorsun?”
“Niye sorguluyorsun?”

Ben de tekrar soruyorum:
Bu köyün delisi ben miyim.? 

 

Siz izleyin…
Beton dökülür.
Hastane taşınır.
Bir daha taşınır.
Masraf gider.
Sonra biri çıkar, “Devletimiz tasarruf yapıyor” der.

 

Ben de susarım.
Çünkü deliler zaten hep susunca haklı çıkar...