Aldatmanin iki yüzü

Aldatma üzerine konuşurken toplum genellikle erkeğin sadakatsizliğini merkeze alır. Oysa bazı ilişkilerde resim bundan daha karmaşıktır.
Bazen erkek, bir yandan eşine “geri dönmek” için yalvarırken, öte yandan başka bir kadının yanına gitmeyi sürdürür.

 


Bu ikiyüzlülük, yalnızca erkeğin karakterine ilişkin bir problem değildir; aynı zamanda bu davranışı kabul eden ve besleyen kadının da seçimidir.

 

Dolayısıyla aldatma, tek taraflı bir ihanet değil; iki taraflı kurulmuş bir ortaklık, ahlaksızlıktır.

 

Buradaki kritik nokta şudur:
O kadın, erkeğin evli olduğunu bilir.
Aile sorumluluğunu, eşine attığı mesajları, eve dönme çabalarını, “bitmemiş bir ilişkiyi” görür.
Buna rağmen ilişkiyi sürdürmeyi tercih eder.Çünkü fırsatçıdır.
Bu tercih, başka bir kadının emeğine, düzenine ve aile bağlarına gösterilen bilinçli bir saldırıdır.

 

Toplumda çoğu kez gözden kaçan gerçek budur:
Erkeğin sadakatsizliği, ona gönüllü bir biçimde eşlik eden kadın olmadan sürdürülemez.


Bu kadın, erkeğin iki yüzlülüğünün taşıyıcısıdır; davranışını normalleştiren, meşrulaştıran ve devam ettiren kişidir.

 

Aldatma sadece “erkek kötü” meselesi değildir.
Ahlaki sorumluluk, olaya dahil olan her iki kişiyi de kapsar.
Özellikle de bir erkeğin eşine geri dönmek için çaba harcadığını bile bile o ilişkiyi devam ettiren kadın, bu eylemin en görünmeyen ama en belirgin ortağıdır.

 

Bu yüzden eleştirinin yönü tek taraflı olmamalıdır.
Bir toplumsal sorun olarak sadakatsizlik, yalnızca erkeğin değil, onun yanında durmayı tercih eden kadınların da etik duruşuyla ilgilidir.

 

Bazı davranışlar, sadece yapılmış olmalarıyla değil, yapılma niyetiyle de ahlaki bir ölçü sunar.
Ve aldatma, bu ölçekte iki kişilik bir tercihtir.