Bazı cümleler vardır, kulağa çok sade gelir ama insanın içini derin yerinden yakalar. “Herkes kendine yakışanı yapar” da onlardan biri. Ne hakaret içerir ne de yüksek sesle bağırır. Ama aynayı tam karşıya koyar. Bakmak isteyen bakar, kaçmak isteyen yine kaçar.
Son zamanlarda kötülük neredeyse bir “strateji” gibi sunuluyor. Yalan, çarpıtma, arkadan iş çevirme; sanki akıllılığın, hatta başarının ölçüsüymüş gibi pazarlanıyor. Oysa kötülük ne kadar süslerseniz süsleyin, üzerinde sahibinin parmak izi kalır. Zamanla silinmez, sadece daha görünür olur.
İnsanların yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazanlar var. Mağdur rolünü ustalıkla oynayıp perde arkasında senaryoyu yazanlar… Günün sonunda sahne ışıkları söndüğünde, geriye kalan tek şey karakter oluyor. Çünkü rol biter, karakter kalır.
Bir de şu var: Kötülük yapanların çoğu kendilerini çok zeki sanır. Herkesi kandırdıklarını, her hamleyi gizlediklerini düşünürler. Oysa en çok kendilerini ele verirler. Söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe açıldıkça, gerçek daha net görünür. İkiyüzlülük ses çıkarmaz sanırlar ama en gürültülü çatlaktır aslında.
İyilik ise sessizdir. Reklamı yapılmaz, etiketlenmez, alkış beklemez. Ama uzun ömürlüdür. Kötülük hızlı sonuç verir gibi görünür; iyilik geç ama sağlam ilerler. Bugün kazanmış gibi görünenler, yarın aynaya bakmakta zorlanır.
Bu yüzden bırakın herkes kendine yakışanı yapsın. Kimi vicdanıyla yürür, kimi hesabıyla. Kimi iz bırakır, kimi sadece iz sürer. Ama bilin ki yolun sonunda herkes kendi yaptıklarıyla baş başa kalır. Çünkü hayat, er ya da geç, herkese kendi aynasını uzatır.
Ve o aynada görünen şey, ne yazık ki filtre kabul etmez.

