Uzun yıllardır siyaseti yakından takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Siyaset, sabır ve vefa işidir. Hele ki yerel siyasette…
Çünkü orada her şey göz önündedir; kim ne zaman ne dedi, kiminle yürüdü, kiminle ayrıldı, halk unutmuyor.
Koçarlı’da da son günlerde tam da böyle bir süreç yaşanıyor. Başkan Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişiyle birlikte belediye meclisinde taşlar yerinden oynadı. Kimisi yeni yönü benimsedi, kimisi yollarını ayırdı. Bunlar siyasette olağan gelişmelerdir. Ancak dikkat çeken bir başka tablo daha var:
Kendi partisinin içinde huzursuzluk çıkarıp istifa eden ya da etmeye hazırlanan meclis üyeleri…
Şimdi sormak gerekir: Sadece partiden istifa etmek yeterli midir?
Bence değil. Çünkü meclis koltuğu sadece bir parti kimliğiyle değil, halkın oyuyla kazanılmış bir görevdir. O koltuk, kişisel hesapların değil, halkın iradesinin temsil edildiği yerdir. Eğer partinizle yollarınızı ayıracak kadar rahatsızsanız, o zaman halkın size verdiği emaneti de iade etmeniz gerekir.
Geçmişte MHP’den istifa eden bir meclis üyesi, aynı zamanda meclis üyeliğinden de çekilerek örnek bir davranış göstermişti. “Madem fikirlerim değişti, o koltukta oturmanın anlamı yok,” demişti. O duruş, siyasetin yüz akı olarak hafızalarda kaldı. Bugün de benzer bir duruşu görmek isteriz.
Bir belediye başkan adayı seçim döneminde mahalle mahalle gezer, her türlü zorluğu göğüsler, yağmurda ıslanır, sıcakta terler. Halkın derdini dinler, cebinden harcar, ailesinden vakit çalar. O mücadele sonunda aldığı oylarla meclis üyelerini de meclise taşır.
Sonra bir meclis üyesi çıkar, “Ben bağımsız oluyorum,” der. Elbette herkesin tercihi saygındır, ancak insanın aklına şu soru da gelir:
Bağımsızlık ruhu neredeydi, o listeye girerken?
Bağımsızlık, tepkiyle değil, ilkeyle yaşanır. “Kızdım, gidiyorum” diyerek elde edilmez. Bağımsız kalmak istiyorsan, en baştan o yolda yürüyeceksin. Cesaretin varsa, seçimde tek başına çıkacaksın sahaya. Halk da seni o şekilde seçerse, işte o zaman gerçekten bağımsızsındır. Ama partiyle seçilip sonra bağımsızlığa sığınmak, siyasetin değil, koltuğun rahatlığını koruma refleksidir.
Bir fıkra vardır:
Adamın biri eşeğini kaybedip Allah’a şükretmiş. “Niye şükrediyorsun?” demişler. “Daha kötüsü olabilirdi,” demiş, “üzerindeyken kaybolabilirdim.”
Bizim bazı siyasetçiler de aynı mantıkta: “Partiyi kaybettim ama koltuğu korudum.”
Oysa olması gereken tam tersi: Koltuğu değil, ilkelerini koruyacaksın.
Siyasette fikir ayrılıkları olur, olmalıdır da. Ama vefa, ahlak ve tutarlılık bir siyasetçinin pusulası olmalıdır. Çünkü halk, koltuktan çok, duruşu hatırlar. Bugün partiden istifa edip bağımsız kalan, yarın başka bir partinin kapısını çalarsa, güven zedelenir.
Siyasette en büyük kayıp, güvenin kaybıdır.
Bu süreçte Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı’nın duruşu ise dikkat çekiciydi.
Arıcı, geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada “Parti değiştirmeyeceğim” diyerek net bir tavır ortaya koydu. Bu söz, sadece bir siyasi mesaj değil; halkın önünde verilmiş bir güven taahhüdüdür.
Çerçioğlu’nun parti değişikliğinin ardından yaşanan hareketlilik içinde Arıcı’nın bu kararlı çıkışı, “siyasi fırtınada rotasını kaybetmeyen” bir duruş olarak yorumlanabilir.
Ancak Koçarlı’da yaşanan bu kısır siyasi çekişmenin, bir başka yönü daha var.
Özgür Arıcı’nın bu dik duruşu, CHP içinde gelecek dönem belediye başkanlığı için hesap yapan bazı isimlerin planları bu gelişmelerle birlikte bozuldu.
Siyasi denge değişti, beklenen hesaplar tutmadı. Eğer Özgür Arıcı ben istifa ediyorum Ak Partiye geçiyorum deseydi, gelecek dönem için CHP’den birileri çıkıp hemen adaylığını açıklardı.

