Son günlerde herkes aynı soruyu soruyor:
"Bir toplantı, bir koltuk yüzünden terk edilir mi?"
Sorunun kendisi yanlış.
Mesele koltuk değil. Mesele saygı.
Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı'nın toplantıyı terk etmesini eleştirenler önce şunu açıklasın; seçimle göreve gelmiş bir belediye başkanına hak ettiği değeri göstermeyeceksiniz, sonra da sessizce oturmasını mı bekleyeceksiniz?
Siyasette en tehlikeli hastalık, "nasıl olsa ses çıkarmaz" anlayışıdır. İnsanlar sustukça, haksızlıklar normalleşir. Bugün bir belediye başkanına yapılan yarın başka bir seçilmişe yapılır.
Özgür Arıcı'nın yaptığı şey tam olarak buna itiraz etmektir.
Çünkü bazıları protokolü sadece koltuk sıralaması sanıyor. Oysa protokol, temsil edilen makamın ve halkın iradesinin tanınmasıdır. O koltukta oturan kişi yalnızca Özgür Arıcı değildir; Koçarlı halkının oyları ve tercihidir.
İşin daha düşündürücü tarafı ise olayın kendisi değil, sonrasında ortaya çıkan sessizliktir.
Demokrasiden, halk iradesinden ve seçilmişlere saygıdan söz edenlerin bir kısmı konu kendi içlerine geldiğinde nedense suskunlaşıyor. Hak, hukuk ve temsil adaleti söylemleri bir anda rafa kaldırılıyor.
Oysa saygı tek taraflı işlemez.
Bir belediye başkanı ilçesini temsil eder. Eğer temsil ettiği makam görmezden geliniyorsa, buna tepki vermesi zayıflık değil karakter göstergesidir.
Bugün bazıları Özgür Arıcı'nın neden kalkıp gittiğini sorguluyor. Asıl sorgulanması gereken, onu bu kararı almaya iten anlayıştır.
Çünkü bazen salonda kalmak teslimiyettir.
Kalkıp gitmek ise "Ben buradayım ve beni yok sayamazsınız" demektir.
Siyaset biraz da omurgalı durabilme sanatıdır.
Ve görünen o ki, Özgür Arıcı o gün sadece bir toplantıyı terk etmedi; saygısızlığa sessiz kalmayacağını da göstermiş oldu.

