Ahlak nedir?: Ahlak, bir insanın önce kendine, sonra çevresine, hatta milletine ve insanlığa kötülük yapmaması ve zarar vermemesidir. Huzurunu kaçırıp, sıkıntı yaratmamasıdır. Hatta iyilik yapmasıdır. Ahlak, medeniyet ile eş anlamlıdır. Özet olarak insan sevgisi ve saygısıdır.
Bu nasıl olur? Allah, insanlara akıl başta olmak üzere birçok yetenek ve nitelikler vermiştir. Bunlar akıl, irade, güç, enerji, sabır, gayret, yeteneklerdir. Allah insanlara bir de fikir, sanat ve spor kabiliyetleri vermiştir.
Bunları “İyi ve doğru yolda kullansın” diye vermiş olmalıdır. Eğer yanlış yolda kullanırsa başarısız, hatta ahlaksız olurlar.
Mesela empati yapmasını bilmeliyiz. “Rabbena, hep bana” deyip durmamalıyız. Kendimizi dev aynasında görüp, karşımızdaki insanı küçük görmemeliyiz. Her insanın kendimiz gibi kabul edip, saygı ve sevgi göstermeliyiz. Güler yüzlü, tatlı dilli, hoşgörülü olmalıyız. Yardımsever ve fedakâr olmalıyız.
En ahlaksızlar: Yeryüzündeki canlıların en iyileri de, en kötüleri de insanlardır. En kötülerin başında savaş çıkaran hükümdarlar gelir. Hükümdarlar “Daha geniş bir ülkeye ve daha çok bir insana hükmedip, ruhen tatmin olacakmış.” Savaş alanları cenaze çöplüğü olmuş, onun umurunda mı?
Sonra teröristler gelir. Terörist yaptığı eylemle hiç tanımadığı onlarca, hatta yüzlerce çocuk, kadın ve yaşlı insanları katleder.
Sonra cinayet işleyen katiller gelir. Hırsızlar, soyguncular, rüşvetçiler, batakçılar da ahlaksızdır.
Mesela: Öfkeye kapılıp karşındakine ve kendinize zarar verebilirsiniz. “Öfke baldan tatlıymış ama öfke ile kalkan zarar ile otururmuş” “Sabreden derviş muradına erermiş”, “Sabırla koruk helva olurmuş”
İnsanlığa iyiliğin muhtelif yolları vardır: Bazı insanlar keşif, icat ve teknoloji üreterek hayatımızı kolaylaştırır. Edison elektriği icat etmemiş olsa idi, bugün kullandığımız hiçbir elektrikli ve motorlu alet olmayacaktı. Hayvanlarla baş başa kalacak, insan ve hayvan gücüyle işlerimizi yapacak, ilkel bir hayat yaşayacaktık.
Bazıları fikir, düşünce ve siyaset adamıdır. Fikir, düşünce ve siyaset adamları sayesinde, eşit haklara sahip, özgür vatandaşlar olduk. Demokrasilerde, siyaset adamları kamu kaynaklarını ve imkânlarını kullanarak vatandaşa hizmet ederler.
Eskiden bir devletin tebaası, baştaki hükümdarın kulu-kölesi idi. İnsanların, hükümdarın gözünde, eşya ve hayvan kadar bile değeri yoktu. Bugün demokrasilerde eşit, özgür vatandaşlar olduk. Hatta devletin başındaki şahısla eşit haklara sahibiz ve seçimlerde o da bizim gibi bir tek oy kullanabiliyor.
Bir de sanat ve spor insanları vardır. Onlar da hayatımızı renklendirir ve zevklendirirler.
Bir de sanayi, ticaret ve tarım adamları vardır. İlim ve teknoloji adamlarının ürettiği teknolojiyi kullanarak, ihtiyacımız olan ürünleri üretip, ayağımıza kadar getirirler.
Büyüklerimizden ve din adamlarımızdan duyageldik: Allah’ın bile affetmediği en büyük günah kul hakkı yemekmiş. Kul hakkına riayet ahlak ile olur. Rahmetli annem ben bildim bileli ibadetini yapardı. Ancak zaman zaman “İbadette lazımdır, ama önce ahlak, ahlak olmayınca yaptığın ibadet fasittir” derdi.
Kul hakkı, bugünkü ifade ile “İnsan hak ve özgürlükleri” dir. Kul hakkının başında insanın canı ve sağlıklı yaşam hakkı gelir. Sonra onur, gurur, şeref, haysiyet ve huzur hakkı gelir. Sonra mal-mülk hakkı gelir. Sonra fikir, düşünce ve duygu özgürlüğü gelir. Sonra inanç-ibadet, kıyafet, özel hayatın gizliliği hakkı gelir. Bütün bu hak ve özgürlüklerin sınırı başkalarının hak ve özgürlükleridir.
Dini inanç-ibadet ve ahlak: Allah, bu dünyayı ve kâinatı insanlar için yaratmıştır. İnsanlar için yaratmasa bize akıl başta olmak üzere bu kadar nitelik ve yetenek verir miydi? İnsanlarda diğer canlılar gibi, doğa ile boğuşarak, ilkel ve zor bir hayat yaşarlardı. Diğer canlılar ve hatta gezegenler dünyanın dengesini sağlamak ve insanların ihtiyacını karşılamak için yaratılmış olmalıdır.
Allah insanlara bunca yetenek ve nitelik vermiş ama, insanların bir kısmının bunları doğru kullanmadığını görünce bir de kutsal kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Kutsal kitap ve peygamberler göndermesinin amacı, insanları doğru ve ahlaklı yola yönlendirmektir.
Allah, kutsal kitapları hiçbir zaman kimsenin savaş, katliam, makam, mevki ve rant aracı olsun diye göndermemiştir.
Ama bu da yetmemiş. Bazı insanlar ahlaksızlığı ve kul hakkı yemeği sürdürmektedir. Hatta bazı kişiler Allah'ı ve kitabı rant, makam-mevki aracı olarak kullanıp, cep doldurmaktadırlar. Siz Şıhların, tarikat liderlerinin içinde hiç fakirini gördünüz mü? Onların dini-imarı paradır.
Din ve mezhep savaşları çıkarmışlar, katliam yapmışlardır. Bunların ahlak ile, yani Allah’ın emirleri ile bir alakaları var mıdır?
Bir de Allah’ın insanlara verdiği en büyük güç olan aklı boğmuşlardır. İnsanları akıldan, müspet ilimden ve eğitimden uzaklaştırıp, kendilerinin uydurduğu kurallara kul-köle yapmışlardır. Böylece insanları kendilerine mürit yapmışlardır. Hâlbuki en büyük güç akıldır. Hayatımızı kolaylaştıran, güzelleştiren, müspet ilim, keşif, icat ve teknolojiler aklın eseridir.
Dinsiz toplum olmaz: Ancak ölçüyü kaçırmamak gerekir. Aklı inançlara, inançları akla boğdurmamak gerekir. İnsanlar ilk çağdan beri Allah’ı aramışlardır. Bulamayınca gök cisimlerini hatta kendilerinin yaptığı cisimlere, tapmışlardır.
Eğer inançlara aklı boğdurursanız, o toplum cahil, fakir, yoksul bir toplum olarak kalır. Eğer inançları akla boğdurursanız, insanlarda ve toplumda ahlak, vicdan eksilir. Bunun sonucu huzur ve mutluluk kaybolur.
Yani dinlerin ve din adamlarının topluma, millete, insanlığa katkısı, inanç ve ibadet yoluyla, insanlara Allah korkusu ve ahlak aşılamaktır. Böylece güvenliğimize ve huzurumuza katkıda bulunmaktır.
Bazı din adamları ve tarikat liderleri, akıl ve çağ dışı sözler söylerler ve hareketler ederler. Allah’ın verdiği aklı iyi kullanan bir insan bunlara itibar edip, inanıp, peşlerine takılmaz. Ama aklı zayıf olan insanlar inanır ve peşlerine takılır, onların müridi olurlar.

