Bir ilçenin nabzını kim tutar?
Mahallesinde akan suyun, köy yolundaki çukurun, okulun eksik çatısının, hastanedeki doktor sıkıntısının haberini kim yapar?
Cevap basittir: Yerel basın.
Ama bir düşünelim…
Ya yerel basın olmazsa?
Yerel basın, bir ilçenin gözü, kulağı ve dili gibidir. Halkın sorununu, sevincini, umudunu yansıtır. Büyük gazeteler kentin merkezine odaklanırken, köydeki çiftçinin derdini, mahalledeki yaşlı ninenin feryadını yerel basın duyar.
O ses sustuğunda, sessizliğin içinde kayboluruz.
Yerel basın olmazsa, halkla yönetim arasındaki köprü yıkılır.
Belediyelerin, kurumların, siyasilerin yaptığı işlerin doğru yapılıp yapılmadığını kim takip eder?
Yerel gazeteci, belki bir maaşla değil ama vicdanıyla görev yapar; kâğıdın kokusuna değil, doğrunun kokusuna inanır.
O gazeteci sorar, araştırır, yazar… Çünkü bilir ki, halkın haber alma hakkı kutsaldır.
Yerel basın olmazsa, sadece haber kaybolmaz; kültür de kaybolur.
Bir ilçenin tarihi, insanı, gelenekleri, yerel basının sayfalarında yaşar.
Her köşe yazısı bir hafıza, her haber bir arşivdir.
Yarın çocuklarımız “bizim ilçemizde neler yaşanmış” diye sorduğunda bakacakları yer, işte o sararmış gazete sayfalarıdır.
Ama en çok da doğruluk kaybolur.
Yerel basın susarsa, sosyal medyanın kirli bilgi bataklığı doldurur boşluğu. Dedikodu, gerçeklerin yerini alır. Halk yanlış bilgilendirilir, toplum kutuplaşır.
Kısacası yerel basın olmazsa,
demokrasi topallar, şeffaflık ölür, halk körleşir.
O yüzden, her küçük ilçede çıkan bir yerel gazete, bir ülkenin vicdanıdır.
Belki matbaası küçüktür, belki sayfa sayısı azdır ama taşıdığı sorumluluk büyüktür.
O gazetenin mürekkebi, sadece haber yazmaz; tarihe not düşer.
Ve unutmayalım:
Bir ilçenin kaderi, o ilçenin basını kadar güçlüdür.

