Ey Hemşerilerim

                          Seviyor musunuz?: Vatanınızı, milletinizi, devletinizi hatta çocuklarınızı ve torunlarınızı seviyor musunuz? Eğer seviyorsanız siyasette doğru tercihler yapmak durumundasınız.

                         Bakın, Müslüman ülkelerden birçok insanlar, canlarını tehlikeye atarak Avrupa ülkelerine sığınmacı olmaya gidiyorlar. Bir düşünün, neden acaba? Çünkü Avrupa ülkelerinde refah seviyesi yüksektir. Laiklik, hak ve özgürlükler tavan yapmıştır.

                        Milletimiz, çocuklarımız ve torunlarımızın yaşacağı ülkede en önemli kurallar laiklik, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisidir. Avrupa ülkeleri bu ilkeler sayesinde gelişmiştir.

                         Adalet mülkün temelidir: Adaletin temeli de tam bağımsız ve tarafsız yargıdır. Eğer yargı mensupları siyasi iktidarın etkisinde, ise onlardan hak-hukuk ve adalete uygun kararlar çıkmaz. Sözlü sınav ile hâkimliğe ve savcılığa kabul edilen bir yargı görevlisi iktidarın etkisinde kalmaz mı? Bunlar iktidarın yandaşı oldukları için göreve alınmadılar mı? 

                         Yarg,  tek adam rejiminin etkisi ve yetkisinde ise, hâkim ve savcılar iktidardan korkmazlar mı, iktidarın etkisinde kalmazlar mı?

                        Bakın Rusya’da Putin iki muhalifini faali meçhul cinayetine kurban etti.Cinayet failleri yok.  Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerin tamamı diktatörlükle yönetiliyor. O ülkelere sığınmacı olmak için giden var mı? Tam tersine o ülkelerden Türkiye’ye geliyorlar. Neden? 

                        Evet, Türkiye bir Avrupa devleti değil. Ancak bir Orta Asya, Bir Orta Doğu, Afrika ülkesi de değil. Atatürk ilkeleri ve devrimleri sayesinde Türkiye de bir yerlere gelmiştir.

                        Bir sanayici yürüyüş arkadaşım “Ben 55 ülkeye ihracat yapıyorum” dedi. Arap ülkelerine de gidiyormuş. “Nasıllar”  diye sordum. “Çok kötü” dedi. “Avrupa ülkeleri nasıl” dedim. “Çok güzel” dedi. “Türkiye nasıl” dedim. “Türkiye ikisinin ortası” dedi.

                         Bunun sebebi, Türkiye’nin laiklik, bağımsız yargı, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisini benimsemiş olmasıdır.

                        AKP iktidarında ne oldu? AKP iktidarında hak-hukuk-adalet hapı yuttu. Yargının başına tecrübeli, ehliyet ve liyakat sahibi insanları değil , kendi yandaşlarını getirirsen olacağı budur.

                       Bakın son zamanlarda Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere birçok CHP’li belediye başkanları ve belediye elemanları gece ve şafak operasyonu ile gözaltına alındı, tutuklandı. Siz hiçbir AKP’li belediye başkanına şafak operasyonu yapıldığını, tutuklandığını duydunuz mu? Geçen de gazete yazdı. Bir AKP’li belediye başkanı rüşvet almaktan dolayı 5 kusur yıl ceza almış. Hiç tutuklanmamış. Görevden alınmamış. Halen daha görevinin başındaymış.

                     Ben şakadan  “Topuklu Efemiz ve daha birçok AKP’ye transfer olan belediye başkanları için akıllı insanlarmış, CHP’de kalsınlar da bu yaştan sonra cezaevine mi girsinler. Öteki dik duranlar geri zekâlıdır. ” diyorum.  

                   Adalet bakanı denen bir kişinin tarafsız, yargı kültürünü benimsemiş, tecrübeli bir kişi olması gerekir. Önce adalet bakanlığından müsteşar, sonra İstanbul’da başsavcı yapılan bir kişi bu yıl Adalet Bakanı yapıldı. Bundan sonra ne olacak? Bütün savcılar onu taklit ederek muhalefet milletvekillerini vebelediye başkanlarını gizli tanık ve etkin pişmanlık iftiraları ile cezaevine tıkacaklar. Bunun adı yargı olacak, bunun adı demoksi olacak, öyle mi?

                   Çocuklarınıza nasıl bir ülke bırakmak isterisiniz? Eğer çoucklarınıza refah seviyesi yüksek, hak ve özgürlükleri olan bir devlet ve millet bırakmak istiyorsanız yukarıda yaptığım izahatları dikkat ile okuyup değerlendirin.

                  CHP’de ne kadar siyasi hain varmış? O CHP’de cumhurbaşkanı adayı ve yıllarca CHP’nin genel başkanı olan Kılıçdaroğlu, ne kadar makam-mevki düşkünü ve siyasi dolandırıcıymış? Zaten AKP’yi bugüne kadar sivriltenlerin tamamı Muhalefet, özellikle CHP’dir.

                  Kemal Derviş serbest piyasa ekonomisi reformlarını yaptı gitti. Türk siyasi tarihinde en büyük avantajı AKP iktidarı yakaladı. Nedir o? Serbest piyasa ekonomisidir.

                  Bu sayede özelleştirmenin önü açıldı. AKP iktidarı cumhuriyet döneminde yapılan ne kadar devlet fabrikası ve işletmesi varsa sattı ve özelleştirdi.

                 Yabancı sermayenin önü açıldı. Recep Tayyip Erdoğan başbakan olduğu birkaç yıl içinde, “Bize gelene kadar Türkiye 13 milyar dolar yabancı sermaye çekebilmiş. Biz iki yıl içerisinde 65 milyar dolar yabancı sermaye çektik.” dedi.

                  Yap-işlet-devretin önü açıldı. Böylece gelecek iktidarlar ve nesiller borçlandırılarak, köprüler, yollar yapıldı.

                  Avrupa Birliği ile müzakereler başladı ve bunun sonunda ticari ilişkilerimiz gelişti.

                  Sovyetler Birliği dağıldı, eski Sovyet ülkeleri ile ticaretimiz gelişti. Sovyet kadınları önce seks ticaretine geldiler. Sonra bavul ticaretine geldiler. Şimdi turist olarak geliyorlar ve Türkiye’den ev alıyorlar.

                  Dünyada para bolluğu varmış. Devlet ve belediyeler dünya bankalarından kredi alabiliyorlarmış.

                  Cumhuriyet tarihinde en büyük fırsat ve avantajı AKP iktidarı yakalamıştır.  Eğer AKP iktidarı yakaladığı bu fırsatı, Atatürk, İsmet Paşa, Süleyman Demirel, Turgut Özal gibi akıllı bir devlet  adamı yakalasa idi, Türkiye, Japonya gibi uçar giderdi. AKP iktidarı kaynakları israf etti, yandaş zengin etti. Üstelik bir de son zamanlarda hak-hukuk-adalet ve demokrasinin içine etti.

                 Kılıçdaroğlu’nun siyasi ihaneti: 6’lı masada Meral Akşener “ En çok oy alacak kişiyi cumhurbaşkanı adayı çıkaralım” diye dayatmıştı. Kılıçdaroğlu da “Rabbena, Rabbena, ben ben”  diye diye aday oldu. Eğer Akşener’in dayatmasına uyulsa idi, bugün başımızda AKP iktidarı olmayacaktı.

                 Demek ki Kılıçdaroğlu için vatan-millet-devlet hiç önemli değilmiş. Onun için önemli olan kendi makamı imiş. Yani Kılıçdaroğlu kendini aday yaparak Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü açtı. Dolasıyla CHP’ye ihanet, AKP’ye hizmet etmiş oldu.

                   Kılıçdaroğlu şimdi ne yapıyor? CHP’den yıllarca milletvekili olmuş, partinin genel başkanı olmuş bir insan, benim doğruluğuna inanmadığım bir  “ Mutlak Mutlan ve tedbir kararını kullanarak, partisinin genel merkezine polis ordusu ile gelir, kapıları kırdırır, orada bulunan partililere biber gazı ve su sıktırarak oradan uzaklaştırır mı?     

                     Eğer Kılıçdaroğlu vatanını, milletini, devletini ve partisini seven insan olsa idi “CHP son mahalli seçimlerden birinci parti olarak çıktı, birinci parti oldu, bu gidişle önümüzdeki seçimlerde iktidar olacak”  diye memnun ve mutlu olurdu. Demeçleri ile partisini ve parti yönetimini desteklerdi.

                       Be mübarek adam. Ben mutlak mutlan kararını doğru bulmuyorum. Ancak mahkeme kararıdır, uymak zorundasınız. Kılıçdaroğlu polis ordusu ile partiyi teslim almaya geleceğine, mevcut parti yönetimine telefon edip, randevu alıp, sorunun çözümü konusunda birlikte bir program yapsalar ve bu programa uyarak sorunu aşsalar olmaz mıydı? Demek ki Kılıçdaroğlu’nda o kadar sorumluluk duygusu, CHP, vatan, millet ve devlet sevgisi yokmuş. 

                       Şimdi ne olacak? Göreceksiniz, Kılıçdaroğlu genel başkan koltuğunu Özgür Özel’e devretmemek için elinden geleni yapacak, özellikle kongre yapmayacak. Muhtemelen Özgür Özel yeni bir parti kuracak. Böylece CHP oyları bölünecek. Kılıçdaroğlunun genel başkan olduğu CHP belki seçime giremeyecek. Seçime girse de barajı aşamayacak.    Özgür Özel’in kuracağı parti de Ak partinin gerisinde kalacak.  Böylece Kılıçdaroğlu Ak Partiyi desteklemiş ve kazandırmış olacak.

                       Ya Kılıçdaroğlu yandaşlarına ne demeli: Ben CHP’li değilim. Ama cumhuriyet devrimlerini ve ilkelerini hiddetle ve şiddetle savunuyorum. Çünkü ben demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten, laiklikten ve serbest piyasa ekonomisinden yanayım. İnsanların inanç ve ibadetine, kılık ve kıyafetine, özel hayatına, siyasi düşüncesine karışılmaz. Bunlardan dolayı insanlar ayrıştırılmaz. 

                      Demek ki bunların hiçbirisi Kılıçdaroğlu yandaş ve yalakalarında yokmuş. Onlar için makam-mevki, her şeyin üstünde ve önündeymiş.

                      Hâlbuki siyaset nedir?  Siyaset, vatana, millete ve devlete hizmet aracıdır. Yoksa makam-mevki aracı değildir. Rant, cep doldurma aracı değildir. Adam yerine geçme aracı değildir. Dövüş-kavga aracı değildir. Meydanlara , halkın önüne çıkar, fikir ve düşüncelerini anlatırsın.  Seçmen sana oy verdiğinde millete ve devlete hizmet edersin. Oy vermediği takdirde, “Allah’a  ısmarladık der” görevi devredersin. Böylece kendi özel hayatına, aile sorunların ve işine dönersin.Gerisi seçmenin  yeni seçtiği lidere aittir.