İnsan bilir insan kıymetini: Bir insanda ne kadar insan nitelik ve özelliği varsa, o kadar insandır. İnsanlık, insan sevgisi, saygısı ve empati yapmasını bilmekle ve iyilik yapmakla olur. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir” denir.
Eğer bir insanda bu nitelik ve özellikler az ise, onda insanlık az demektir. Eğer hiç yoksa o insan değildir. Böyleleri nankördür. Bunlara “Nankör kedi” denir. Birde bunlar için “İyilik yap ki, kötülük bulasın” demişler.
Dünyada tek insan olsanız: Bütün dünya sizin olsa, hayatın bir tadı, zevki olur mu? Hayatın tadı, zevki ve anlamı insanlarla olur. En önce insanın eşi, evlatları, anne-babası, kardeşleri ile gelir.
Bu sebepten insanlar köylerde, kasabalarda, şehirlerde, hatta büyük şehirlerde toplanırlar. Hayatı paylaşarak, yardımlaşarak birlikte yaşarlar. Bu sebepten başta insan, sonra hayvanların, sonra doğanın değerini bilmek, minnet ve şükran duymak gerekir.
En önce Allah’ımıza minnet ve şükran duyalım. Allah kâinatı ve dünyayı yaratmış. Dünyada dört hayat kaynağı vardır. Toprak, su, hava, güneş. Bunlardan birinin olmadığı gezegende hayat olmaz. Diğer gezegenlerde bunlardan biri eksik olmalı ki, hayat yoktur.
Allah bu kâinatı ve dünyayı insanlar için yaratmıştır. İnsanlar için yaratmasa, insanlara en büyük güç kaynağı olan başta aklı, sonra iradeyi, sabrı, gayreti, konuşma, gülme, okuma, yazma, düşünme, sanat ve spor kabiliyetlerini verir miydi? Biz de diğer canlılar gibi doğa ile boğuşarak ilkel bir hayat yaşar giderdik.
Anne-babamıza saygı, minnet ve şükran. Annemiz bizi karnında, kucağında taşıdı. Memesini emdirip, besledi ve büyüttü. Babamız ile birlikte yedirip, içirip, giydirip, büyütüp hayata hazırladılar.
“Anne gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz. Ağlarsa anam ağlar, başkası yalan ağlar. En büyük acı evlat acısıdır” demişler. Çünkü onlar çocuklarına canı gibi bakar, hatta bir tehlike anında çocukları için canlarını feda ederler.
Bir de bizim için kardeşlerimiz, akrabalarımız, komşularımız da önemli ve değerlidir. “Komşuda pişer, bize de düşer. Komşu komşunun külüne muhtaç olur. Uzaktaki dost gelene kadar, yakındaki komşu yetişir” denir.
Fikir, düşünce, devlet ve siyaset adamlarımıza da minnet, şükran ve saygı duymalıyız: Onlar olmasa bugün onurlu, gururlu, hak ve özgürlük sahibi bireyler olabilir miydik? Eskiden insanlar bir padişahın, kralın, imparatorun, kulu-kölesi idi. Mal kadar bile değerleri yoktu.
Fikir adamları, insan değerini gündeme getirip, insanlara öz güvenlik kazandırmıştır. Siyaset adamları da insan hak ve özgürlüklerini gündeme getirip, hayata geçirmişlerdir. Bugün yaşadığımız hak ve özgürlüklerin tamamı fikir, düşünce ve siyaset adamlarının eseridir.
Her zaman söylüyorum. Dünyada gelmiş, geçmiş en büyük devlet adamı Atatürk’tür. Dünyada ulusuna bağımsızlık kazandırmış, bağımsız devletini kurmuş birçok devlet adamları vardır. Atatürk bir de yaptığı devrimlerle milletinin kafasındaki kiri, küfü, pası silip, onu aklın, müspet ilmin ve medeniyetin aydınlığına yönlendirmiş, çağ atlatmıştır.
Tarih büyüklerimiz Atatürk’ten ibaret değildir. Atatürk tek başına kurtuluş savaşını başlatıp, başarıp, cumhuriyeti kurup, devrimleri yapmamıştır. Birçok yardımcıları vardır. İsmet Paşa, Kazım Karabekir vesaire .
Tarih boyunca devletine ve milletine büyük hizmetler eden daha birçok devlet adamlarımız vardır. Alparslan Malazgirt’te Bizans İmparatoru Romen Diyojeni yenip, esir almakla, Anadolu’nun kapılarını bizim atalarımıza açmıştır.
Sonra Selçuklu imparatorluğu, Anadolu Selçuklu devleti, Osmanlı devleti kurulmuştur. Bunların da birçok başarılı devlet adamları vardır. Mesela Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmeseydi, Anadolu’da kalsaydık, halimiz ne olurdu? İstanbul’uz, Türkiye cumhuriyetinin ne değeri olurdu?
Bu sebepten ben devlet adamlarına karşı yapılan haksızlıkları vicdansızlık olarak görürüm. Mesela Adnan Menderes’i ve iki bakanı idam ettik. Bunların idamı gerektirecek ne yanlışları olmuştur. Terör mü yapmışlar, devleti mi satmışlar, katliam mı yapmışlar, devleti mi yıkmışlar? Bunları en çok olsa devletten ve milletten uzaklaştırmak için bir dış ülkeye sürgüne gönderirsin.
Adnan Menderes ve iki bakanın bu memlekete hiçbir hizmeti olmamış mı? Benim çocukluğumda gördüğüm ve bildiğim kadarıyla başta çiftçiler olmak üzere insanımız yoksulluktan kurtulup, daha müreffeh bir hayata kavuşmuştur.
Zaten ben 27 Mayıstan sonra kurulan Yassıada mahkemeleri hâkimlerini hâkim olarak kabul etmiyorum. . Onlar milli birlik komitesinin emir eliydi. Tıpkı Feto mahkemesi hâkimlerinin Feto’nun emir eri olduğu gibi.
Şehit ve Gazilerimiz: Şehit ve gazilerimize minnet ve şükran duyalım. Bir insanın en değerli serveti ve varlığı sağlığı ve canıdır. Bu sebepten “Önce sağlık. Önce can, sonra canan” gibi sözler vardır. Şehitlerimiz en değerli servetleri olan canlarını vatan ve millet uğruna feda etmişlerdir. Gaziler ise canlarını kaybetmemişler ama, feda etmeyi göze alarak organlarından birini kaybetmişlerdir. Bu sebepten şehitlerimizi ve gazilerimizi de unutmayalım, saygı ve sevgi ile analım.
İlim ve teknoloji adamları: Bugün yaşadığımız, bütün imkânlar, güzellikler ve kolaylıklar ilim ve teknoloji adamlarının eserleridir. Cep telefonları, bilgisayarlar, telefonlar, uçaklar, çok katlı apartmanlar, elektrikli ev eşyaları onların eseridir.
Benim çocukluğumda tarım tamamen hayvan ve insan gücüyle yapılırdı. Motorlu alet yoktu. Annelerimiz sabahtan oturur, ikindiye kadar çamaşır yıkarlardı. Bulaşıklar öyle. O çamaşırları sürte sürte, tokaçla vura vura, kirinden, pasından temizlerdi. Banyo yapacağımız zaman yer ocağında suyu ısıtır, kova ile banyoya götürür, yıkanırdık. Evler tamamen insan gücüyle yapılırdı. Bu sebepten şimdiki gibi 10-20 katlı binalar yapılamazdı. Asansörün adı bile yoktu.
Bütün bunlar ilim ve teknoloji adamlarının eseridir. Bize sundukları güzelliklerdir. Onlara da minnet ve şükran duymalıyız.
Sanat ve Spor adamları: Hayat, sadece çalışmak, yiyip içmek, uyumaktan ibaret değildir. Bir de eğlenmeye ihtiyacımız vardır. Eğlence ihtiyacımızı da sanat ve spor adamları karşılar. Onlar bizim hayatımızı renklendirir, zevklendirir ve güzelleştirirler.
Sanat adamları deyince sadece sahnede şarkı söyleyen, sinema için film çeviren ve tiyatro yapan sanatçıları kastetmiyorum. Bir de yaptıkları eşyalar ile evlerimizi ve şehirlerimizi güzelleştiren sanat adamları vardır. Minnet ve şükran duymakta bunları da unutmayalım.
Peygamberimize ve din adamlarımıza minnet, şükran ve saygı duyalım: Allah, insanlara aklı doğru yolda, iyi kullansınlar diye vermiş olmalıdır. Ancak insanların bazıları akıllarını yanlış yolda ve kötü kullanırlar, bazıları da kullanmazlar. Mesela Âdem ile Havva’nın cennetten yasak elmayı yediği için kovulduğu söylenir.
Allah insanların akıllarını doğru ve iyi kullanmadığını görünce, bir de kutsal kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Amacı insanların akıllarını iyi ve doğru yola yönlendirmek, toplumda ahlakı egemen kılmaktır.
Eğer bir din adamı kutsal kitabımızın emirleri doğrultusunda halka inanç, ibadet yoluyla ahlaka yönlendiriyorsa, onlara saygı duymalı, minnet ve şükranla anmalıyız.
Eğer bir kimse Allah’ı- kitabı, insanların inançlarını siyasette, ticarette, sosyal hayatta sömürüp, makam-mevki sahibi oluyor, cep dolduruyor, sosyal hayatta adam yerine geçiyorsa, onlar din adamı ve dindar değil, inanç dolandırıcısıdır.
Bu sebepten vatandaşlarımıza tavsiyem şu: İstediğiniz kadar inanıp, ibadetinizi yapın. Ancak aklınızı kullanın. Yani akıllı dindar olun. “Alnı secdeye varan insandan kötülük gelmez” deyip “Allah, peygamber ve kutsal kitabı” ağzından düşürmeyenlerin peşine takılıp, onlara mürit olup, kendinizi sömürtmeyin.


