Türkiye’nin Nerede Olmasını İstersiniz
Hemen Söyleyeyim: Bir ülke demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve laiklik kuralı ile gelişip kalkınabilir. Şöyle bir dünyaya bakın. Otoriter, diktatörlük, sosyalist, dinci ülkeler içerisinde bir tek kalkınmış ülke var mı? Sizce Kuzey Kore mi, Güney Kore mi daha kalkınmış, müreffeh ve huzurludur.
Demokrasilerde milliyetçilik vardır, ama ırkçılık yoktur. İnanç ve ibadet vardır ama dincilik yoktur. Laiklik vardır, her türlü inanç ve ibadet özgürdür. Basın özgürdür. Yargı bağımsız ve tarafsızdır. Devlet sanayi ve ticaret ile bizzat uğraşmaz. Siyasi kurumlar kural koyarlar, bürokratlar uygular ve denetlerler. Sanayi ve ticaret özel sektörün işidir.
İnsanların Tercihleri: Görüyorsunuz Müslüman ülkelerden birçok kişiler, en değerli varlıkları olan canlarını tehlikeye atarak, demokrasi, laiklik ve serbest piyasa ekonomisi ile yönetilen Avrupa ülkelerine sığınmacı olmaya çalışıyorlar. Hiç diktatörlük ile, sosyalizm ile ve dinci rejimlerle yönetilen ülkelere sığınmacı olarak gitmeye çalışan insanlar var mı?
Tarikat ve cemaat liderleri çok dindar ya… Vatandaşların inançlarını sömürüp, cep dolduruyorlar ve adam yerine geçiyorlar ya… Onlar da kendi ülkelerinde sıkışınca Avrupa ülkelerine gidiyorlar. Kendi ülkelerinde sıkışınca peygamberimizin yaşadığı Mekke’ye sığınmacı olmak için giden var mı?
Humeyni nereye gitmiş? Fransa’ya gitmiş. Fettuhlah Gülen nereye gitmiş? Amerika’ya gitmiş. Süleymancılar Türkiye’de topladıkları çuvallar dolusu serveti nereye götürmüşler? Almanya’ya götürmüşler.
Bunlar kendileri demokrasi, laiklik ve serbest piyasa ekonomisi ile yönetilen ülkelere gittikleri halde, kendi milletlerinin dinci diktatörlük ile yönetmeye kalkıyorlar. Fransa’ya sığınan Humeyni’nin kurduğu İran rejiminde insan hak ve özgürlükleri var mı? Başı açık sokağa çıkan bir bayan polis tarafından nezarete alındı. Oradan ölüsü çıktı. Bu insanlığa, demokrasiye, hatta Müslümanlığa sığar ve yakışır mı?
Anne-babalar dikkat: Bir insanın kendine yaptığı iyiliği de, kötülüğü de kimse yapamaz. Bir milletin seçim yoluyla kendine yaptığı iyiliği de, kötülüğü de kimse yapamaz. Bir devlet adamının kendi devletine ve milletine yaptığı iyiliği de, kötülüğü de kimse yapamaz.
Hitler kendine ne yaptı, devletine ve milletine ne yaptı? Saddam kendine, devletine ve milletine ne yaptı? Hamas Filistin halkına ne yaptı? İsrail’in, Filistin de yaptığı zulmün sebebi, Hamas’ın terör hareketi değil miydi? Peki, Atatürk milletine ve devletine neler yaptı?
O halde çocuklarınızı seviyorsanız: Birinci göreviniz onlara terbiye ve iyi eğitim vererek hayata hazırlamaktır. Mal-mülk, miras sonra gelir. Onlara iyi eğitim ve terbiye vererek yapacağınız iyiliği mal-mülk-miras bırakmakla yapamazsınız.
Çocuklarınıza bırakacağınız diğer en önemli ve değerli miras demokrasi, hak ve özgürlük, serbest piyasa ekonomisi ve laiklik ile yönetilen gelişmiş, huzurlu ve müreffeh bir ülkedir.
Bunun da yolu seçimlerde doğru tercihtir: Sandıkta inançlarınızın, siyasi ideolojilerinizin, çıkar duygularınızın esiri ve kölesi olmayın. Akıllı ve akılcı olun. Akıl en büyük güçtür. Allah o aklı size iyi ve doğru kullansınlar diye vermiştir. Bugün kullandığımız tüm teknoloji ürünleri müspet ilmin esiridir. Müspet ilim ise insanların aklının eseridir. Serbest piyasa ekonomisi, demokrasi, laiklik, hak ve özgürlük yolunda yürüyen siyasi partilere oy verin.
Çocuklarınızın dinci veya sosyalist-Marksist veya diktatörlük ile yönetilen otoriter bir ülkenin vatandaşı olarak yaşamalarını ister misiniz? Çocuklarınız böyle bir ülkede özgür, müreffeh ve huzurlu olabilir ve yaşayabilirler mi?
Demokrasinin olmazsa olmaz şartı bağımsız ve tarafsız yargıdır. Yargının görevi bir ülkede hak-hukuk-adaleti tesis etmek ve yaşatmaktır. Kul hakkını korumaktır. Yani yargının kutsal bir görevi vardır.
Bunun için yargı mensuplarının iyi eğitilip, göreve alınmaları, ahlaklı, vicdanlı ve kul hakkından yana olmaları gerekir. Hiçbir siyasi düşüncenin, ideolojinin, inancın, çıkar duygusunun veya korkunun emrinde olmaması gerekir. Akıllarına ve vicdanlarına göre, haklıdan ve mağdurdan yana olmaları ve karar vermeleri gerekir. Böylece kul hakkını korumalı, toplumda ahlak, güvenlik ve huzuru tesis etmeleri gerekir.
Bunun için yargının bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Eğer bir ülkede yargı, bağımsız ve tarafsız değilse, o ülkede hak-hukuk ve adalet yoktur. Böyle olunca demokrasi- hak ve özgürlük de yoktur. Keza güvenlik ve huzur da yoktur. Huzur ve güvenliğin olmadığı bir ülkede kalkınma olmaz.
Kötü yargı örnekleri: Bağımsızlık siyasi iktidarın etkisinde olmamak ve siyasi iktidardan korkmamaktır. Size bağımsız ve tarafsız olmayan yargı örnekleri vereyim.
Yassıada mahkemeleri bağımsız ve tarafsız mıydı? Yoksa darbe yapan milli birlik komitesinin emrinde miydi? Bağımsız ve tarafsız olsalar devlete ve millete 10 yıl hizmet etmiş devlet adamlarına idam cezası verirler miydi? Bunlar, devletlerine ve milletlerine ihanet mi etmişler? Elbette yanlışları da olmuştur. Bu yanlışların cezasını verirsin. İdam cezası ne oluyor?
Deniz Gezmiş ve iki arkadaşına idam cezası veren hakimler, hakim miydi? O günkü siyasi atmosferin ve iktidarın emrinde idiler. Ne yapmış bu çocuklar, şımarmışlar. Topları, tankları, tüfekleri ile devleti yıkmaya mı kalkışmışlar? Kulaklarını çeker, ensesini tokat ile kızartırsın. Yaptıkları şımarıklığın cezasını verir, ceza evine atar uslandırırsın.
Peki Feto mahkeme hakimleri neydi? Onlar hak-hukuk-adalet adamı mıydı? Yoksa cemaatin emir kulu muydu? Gizli tanıklar, uyduruk deliller ile, kumpaslar yaparak, devletin Genel Kurmay başkanını ve subaylarını, bir çok büyük insanları ceza evine attılar. Zamanın muhalefet lideri Deniz Baykal “Ben o mahkemelerin avukatı olacağım” deyince zamanın başbakanı “ Ben savcısı olacağım” demişti. Feto cemaati daha ileri gidip darbe teşebbüsü yapınca, zamanın başbakanı “Ne istediler de vermedik, aldatıldık, Allah affetsin” dedi. Zamanın Ankara belediye başkanı ise “Onlar istemeden ben verdim” dedi.
Yüzlerce kişi kumpaslarla cezaevine atıldı. İçlerinde devletin
Genelkurmay başkanı, içlerinde Mehmet Haberal gibi sağlık da ve sağlık eğitiminde zirve yapmış, başkent üniversitesini ve başkent hastanesini kurmuş, dünya çapında büyük bir sağlık adamını da 3,5 yıl cezaevine tıktılar.
Gene bir örnek: Recep Tayyip Erdoğan’a okuduğu bir şiirden dolayı hapis ve siyaset yasağı cezası veren hakim hak-hukuk- adalet adamı mıydı? Ceza vereceksen o şiiri yazana ver. Bir şiir okumak suç olur mu?
Bugünkü yargı ne durumda? Son zamanlar da yargımız bağımsız, tarafsız, hak-kuku-adalet yargısı mıdır? Yoksa iktidarın emrinde midir? Bunu siz takdir edin. Bir gün gelecek, bugünkü yargının değerlendirilmesi de yapılacak?
Mesela, muhalefet belediye başkan ve görevlileri, belediye ve evlerine şafak operasyonu yapılarak, cezaevine atılması, bir yıl süre ile iddianamesinin yazılmaması, hukuka sığar mı? Bir insan suçlu ise delilleri toplarsın, iddianame yazarsın ve davayı açarsın. Tutuklama kaçma şüphesi veya delilleri karartma endişesi varsa, buna karşı tedbirdir.
Siz hiç iktidar belediye başkanlarının bırakın şafak operasyonu ile gözaltına alınmasın., tutuklandığını duydunuz, gördünüz mü? Onlar sütten çıkmış ak kaşık ve ebzemzem ile mi yıkanmışlar? Siyasi tarihimizde bu kadar gazeteci tutuklandı ve cezaevine atıldı mı?
