Kaldırım kimin? Esnafın mı, vatandaşın mı?

Yayınlanma : 05 Ekim 2026 07:48

Koçarlı Belediyesi'nin kaldırımların yayalar tarafından daha rahat ve güvenli kullanılabilmesi amacıyla başlattığı düzenleme çalışması, ilçede son günlerin önemli gündemlerinden biri oldu.

Belediye, kaldırım işgali konusunda esnafa bir hafta süre vererek düzenleme yapılmasını istiyor. Sürenin sonunda mevzuata aykırı kullanımların tespit edilmesi halinde gerekli yaptırımların uygulanacağı belirtiliyor.

 

Peki, bu uygulama doğru mu?

Bence burada meseleye sadece “esnafın önü” veya “belediyenin denetimi” açısından bakmamak gerekiyor.

Asıl mesele kaldırımın kime ait olduğu.

 

Kaldırım, dükkânın vitrininin uzantısı değil. Depo değil. Sergi alanı değil. Masa-sandalye koyma yeri hiç değil.

Kaldırımın sahibi, onu yürümek için kullanan vatandaş.

Hele konu okul yollarına geldiğinde işin rengi daha da değişiyor.

 

Sabah saatlerinde okula yetişmeye çalışan çocukları düşünün...

Bir tarafta araçlar, diğer tarafta kaldırıma taşmış ürünler, tabelalar, sandalyeler veya çeşitli malzemeler...

Çocuk kaldırımdan yürüyemeyince mecburen yola iniyor.

İşte o noktada mesele artık “kaldırım işgali” olmaktan çıkıyor, çocukların ve yayaların güvenliği meselesine dönüşüyor.

 

Bir çocuğun okul yolunda güvenli şekilde yürüyebilmesi, herhangi bir ticari faaliyetten daha temel bir kamu yararıdır.

Bir de dükkân önlerindeki dubalar var...

Konunun bir başka boyutu da bazı iş yerlerinin önüne, araçların park etmesini engellemek amacıyla bırakılan dubalar.

 

Esnafın kendi açısından bir gerekçesi olabilir.

“Dükkânımın önü kapanıyor.”

“Mal indirip bindireceğim.”

“Müşterim gelecek.”

“Sabah dükkânı açıyorum, önümde araç buluyorum.”

Bunların hepsi anlaşılabilir sorunlar.

Ama burada artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Hem kaldırımı işgal edeceksin, hem de dükkânının önüne duba koyup 'buraya araç park edilmesin' diyeceksin...

Bir dakika!

Dükkânın önü gerçekten dükkân sahibinin özel alanı mı?

 

Kaldırım vatandaşın yürüyüş alanıysa, yol ve park alanları da kamuya aitse; bir iş yeri sahibi kendi dükkânının önünü neden istediği gibi belirleyebilsin?

Bir taraftan kaldırıma ürünlerini, tabelanı, masasını, sandalyesini koyup vatandaşın yürüyeceği alanı daraltacaksın...

Sonra bir de dükkânının önüne duba koyup araçların park etmesini engelleyeceksin.

 

Yani hem kaldırım senin, hem dükkânın önündeki alan senin!

Yok öyle bir ilçe düzeni.

Esnafın dükkânının önüne araç park edilmesinden rahatsız olması anlaşılabilir. Mal indirip bindirmek isteyebilir, müşterisinin önüne rahatça yanaşmasını isteyebilir.

Ama bunun çözümü, kamuya ait alanı kişisel mülk gibi kullanmak olamaz.

Çünkü bugün bir esnaf duba koyarsa, yarın diğeri de koyar.

Sonra bir başkası sandalye bırakır.

Bir diğeri ürün dizer.

Derken vatandaşın yürüyebileceği alan kalmaz.

 

Sokak, “Dükkân benim, önündeki alan da benim” anlayışıyla yönetilemez.

Kamuya ait alanın düzenini kişisel tercihler değil, kurallar belirlemeli.

Burada esnafı da anlayalım.

Esnaf yıllardır ilçenin ekonomisini ayakta tutuyor. Dükkânının önünü kullanmak, ürününü göstermek, müşterisine ulaşmak istiyor. Bu son derece anlaşılabilir.

Ancak bir başkasının kullanım hakkı başladığında bizim özgürlüğümüzün sınırı da başlıyor.

 

“Ben yıllardır buraya koyuyorum.”

“Bugüne kadar kimse bir şey demedi.”

“Yan dükkân da yapıyor.”

Bunların hiçbiri tek başına yeterli gerekçe değil.

Çünkü bir yanlış uzun süre yapılmışsa, sırf alışkanlık haline geldi diye doğruya dönüşmüyor.

Burada belediyeye de önemli bir görev düşüyor.

Kurallar varsa herkes için olmalı.

Ayrıca bir haftalık süre verilmesi de esnafa düzenleme yapabilmesi açısından önemli bir fırsat. Burada amaç ceza kesmekten önce düzeni sağlamak olmalı.

 

Belediyenin de önceliği mümkün olduğunca cezalandırmak değil, vatandaşın ve esnafın birlikte yaşayabileceği düzeni oluşturmak olmalı.

Ama bu düzen sağlanırken özellikle okul güzergâhları, yoğun yaya kullanılan sokaklar ve yaşlıların, engellilerin ve çocukların geçiş yaptığı alanlar konusunda daha hassas davranılması gerektiği de açık.

Çünkü kaldırımı kullanamayan genç bir insan belki yolun kenarından yürüyebilir.

 

Ama küçük bir çocuk, yaşlı bir vatandaş veya tekerlekli sandalye kullanan bir birey için aynı durum çok daha ciddi bir sorun oluşturabilir.

Bir de şu açıdan bakalım:

Koçarlı'nın sokaklarını hepimiz kullanıyoruz.

Bugün kaldırımın önüne malzeme koyan esnafız, yarın o kaldırımda yürümek zorunda kalan vatandaşız.

Bugün dükkânımızın önüne araç park edilmesin diye duba koyuyoruz, yarın başka bir yerde aynı dubanın bizim geçişimizi veya park etme imkânımızı engellediğini görüyoruz.

Dolayısıyla mesele “esnaf mı, vatandaş mı?” meselesi değil.

 

Mesele, herkesin hakkını koruyacak bir şehir düzeni kurabilmek.

Belediyenin görevi de tam olarak burada başlıyor.

Esnafın ekmeğine engel olmadan, vatandaşın kaldırım hakkını korumak.

Vatandaşın geçişini kolaylaştırırken esnafı mağdur etmemek.

Ve en önemlisi, çocuklarımızın okul yollarını güvenli hale getirmek.

Bir kaldırımın birkaç metre genişliği bazen küçük bir ayrıntı gibi görünebilir.

Ama o birkaç metre, bir çocuğun araç yoluna çıkıp çıkmaması arasındaki fark olabilir.

Bu nedenle kaldırımlar konusunda yapılacak düzenlemeyi sadece bir “işgal denetimi” olarak değil, Koçarlı'nın yaya güvenliği ve kent düzeni açısından atılmış bir adım olarak görmek gerekiyor.

 

Esnafa verilen bir haftalık süre de bu açıdan iyi değerlendirilmeli.

Esnaf kendi önünü düzenlemeli.

Belediye eşit ve kararlı denetim yapmalı.

Vatandaş da kaldırımın gerçekten kendisine ait olduğunu unutmamalı.

 

Çünkü kaldırımın üzerinde yürüyen herkesin hakkı aynı.

Kaldırım esnafın vitrini değil, vatandaşın yoludur.

Ve özellikle okul yollarında bu hakkın tartışması bile olmamalı.