Biz küçüktük…
Hayal meyal hatırlıyorum. Doğru Yol Partisi dönemi miydi, Anavatan Partisi dönemi miydi tam emin değilim. Ama yıllardır anlatılan bir Ankara hikâyesi vardır. Belki biraz abartılmıştır, belki yıllar içerisinde kulaktan kulağa değişmiştir. Fakat bugün dönüp baktığımda, o hikâyenin anlattığı siyaset anlayışı hâlâ düşündürüyor beni.
Dönemin Koçarlı ilçe yöneticileri Ankara'ya gider.
Başbakan özel kalemine sorar:“Kim bekliyor?”
“Koçarlı'dan misafirler var.”
Başbakan'ın da, anlatıldığına göre, cevabı şöyle olur: “Alın içeri, onların torpil işi vardır.”
Bizimkiler de görüşür, işlerini halleder ve Koçarlı'ya döner.
Aradan yıllar geçti. Başbakanlar değişti. Partiler değişti. Türkiye değişti.
Ama insan ister istemez soruyor: Biz değiştik mi?
Çünkü bugün hâlâ siyasetin önemli bir bölümünü, ilçeye yatırım ve proje kazandırmaktan ziyade kişiler üzerinden yürütülen tartışmaların oluşturduğunu görüyoruz.
Oysa Koçarlı'nın artık buna değil, hizmete odaklanan bir siyasete ihtiyacı var.
SİYASETİN ÖLÇÜSÜ DEĞİŞMELİ
Bir siyasi teşkilatın görevi elbette vatandaşın taleplerini ilgili makamlara taşımaktır.
Kurumlarla ilgili sorunları gündeme getirmek de siyasetin doğal görevlerinden biridir.
Ancak bunun yanında asıl sorulması gereken başka sorular vardır: Koçarlı'ya ne kazandırdık? Hangi yatırımı getirdik? Hangi projenin takipçisi olduk? Hangi sorunun çözümünde öncülük ettik?
Vatandaşın siyasetçiden beklediği de aslında budur.
Çünkü vatandaş artık kimin hangi kurum müdürüyle görüştüğünden çok, o kurumun Koçarlı'ya ne kazandırdığıyla ilgileniyor.
KOÇARLI'NIN BEKLEYEN DOSYALARI VAR
Bugün Koçarlı'nın önünde hâlâ cevap bekleyen önemli konular bulunuyor.
TOKİ konusunda süreç hangi aşamada? Hastane konusunda son durum ne? Turizm Yolu ne zaman kalıcı olarak çözüme kavuşacak? Cumhuriyet Ortaokulu konusunda ne zaman somut bir gelişme göreceğiz?
Bunlar siyasi polemik konusu yapılacak meseleler değil.Bunlar Koçarlı'nın geleceğini ilgilendiren meseleler. Dolayısıyla siyasetin enerjisinin de bu konulara harcanması gerektiğini düşünüyorum. Birileriyle uğraşmaya değil, işleri sonuçlandırmaya odaklanmak gerekiyor.
MÜDÜRÜN NERELİ OLDUĞUNDAN ÖNCE NE YAPTIĞINA BAKALIM
Bence burada önemli bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek gerekiyor.
Bir kurum müdürü Koçarlı doğumlu olmayabilir. Ailesi burada yaşamıyor olabilir. Çocukluğu bu ilçede geçmemiş olabilir. Bunların hiçbirisi tek başına önemli değil.
Önemli olan şudur: Görev yaptığı süre içerisinde Koçarlı'ya ne kattı?
Bir yatırımın önünü açtı mı? Bir hizmeti hızlandırdı mı? Vatandaşın işini kolaylaştırdı mı? Kurumunun imkânlarını ilçeye taşıdı mı? Bunlara bakmak gerekiyor.
Elbette kamu görevlileri de eleştirilebilir.
Yanlış yapan varsa elbette ilgili merciler gereken değerlendirmeyi yapar.
Ancak siyasi tartışmaların kişisel beğeni ve beklentiler üzerinden değil, hizmet ve kamu yararı üzerinden yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bir insanın Koçarlı'da doğmamış olması, Koçarlı'ya katkı sunamayacağı anlamına gelmez.
Bazen burada doğmayan bir insan, burada doğup büyüyen birçok kişiden daha fazla emek verebilir.
Mesele nereli olduğu değil. Mesele ne yaptığıdır.
NEDİM KAPLAN ÖRNEĞİ ÜZERİNDEN BİR DERS
Geçmiş döneme baktığımızda Nedim Kaplan'ın bir dönem belediye başkanlığı yaptığını görüyoruz.
Deprem ve pandemi gibi olağanüstü süreçlerin yaşandığı bir dönemde görev yaptı.
Buna rağmen ilçeye çeşitli yatırımlar ve projeler kazandırıldı. Elbette siyasi olarak herkes aynı düşünmek zorunda değil.
Eleştiren de olabilir, destekleyen de.
Ama hizmetleri konuşurken siyasi görüşümüzden biraz sıyrılıp, yapılan işe yapılan iş olarak bakabilmek gerekiyor.
Çünkü bugün Koçarlı'nın ihtiyacı geçmişin siyasi hesaplarını yeniden yapmak değil.
Bugünün eksiklerini tamamlamak.
ARTIK “KİMİ GETİRELİM?” DEĞİL, “NE GETİRELİM?” DEMELİYİZ
Bence Koçarlı siyasetinde artık sorular değişmeli.
“Bu makama kim gelsin?”
“Şu görevde kim olsun?”
“Kim bizim düşüncemize yakın?”
yerine; “Koçarlı'ya hangi yatırım gelecek?”
“Hangi proje başlayacak?”
“Hangi yol tamamlanacak?”
“Hangi okul yenilenecek?”
“Hangi istihdam alanı oluşturulacak?” diye sormamız gerekiyor.
Çünkü siyasetçinin görevi, kendisine yakın insanlarla bir düzen kurmak değil; herkese hizmet edecek bir düzenin kurulmasına katkı sağlamaktır.
KOÇARLI AYNI YERDE SAYMAMALI
Yıllar önce anlatılan o Ankara hikâyesini bugün yeniden hatırlamamın sebebi de bu.
Belki hikâyenin ayrıntıları doğru değildir. Belki zaman içerisinde değişmiştir. Ama bize düşündürdüğü şey doğru: Siyaset, kişisel işlerin takip edildiği bir alan olmaktan çıkıp memleket işlerinin takip edildiği bir alan olmalı.
Koçarlı'nın artık birilerinin kapısını çalıp “İlçeden bu gitsin bu gelsin” demesinden çok, “Koçarlı'nın şu sorunları var, şu yatırımlara ihtiyacı var ve biz bunların takipçisiyiz” diyen siyasetçilere ihtiyacı var.
Kurum müdürleriyle, muhtarlarla kavga eden değil, kurum müdürleriyle, muhtarlarla çalışarak ilçeye hizmet getiren…
Personel tartışmalarıyla gündem oluşturan değil, yeni yatırımlarla gündem olan…
Kimin ne yaptığıyla değil, Koçarlı'nın ne kazandığıyla ilgilenen bir siyaset anlayışı…
Bence Koçarlı bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çünkü makamlar gelip geçer. Başkanlar değişir. İlçe yöneticileri değişir. Kurum müdürleri değişir.
Ama Koçarlı burada kalır.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda da kimsenin, “Falanca müdürle şöyle tartışılmıştı” diye hatırlayacağını sanmıyorum.
İnsanların hatırlayacağı şey çok daha basit olacak: “O dönemde Koçarlı'ya ne yapıldı?”
İşte siyasetin gerçek sınavı da burada başlıyor.
Ve artık hepimizin sorması gereken soru şu: Koçarlı'nın önümüzdeki yıllarda konuşacağı şey, kişiler mi olacak; yoksa yatırımlar mı?
Tercih bizim değil, siyaseti yapanların.


